27 Kasım 2013 Çarşamba

KAR TANELERİ



 

 
Kapkara bir gecenin ardından

Aydınlık bir kış sabahı

Beyaz kelebekler misali uçuşan kar taneleri

Hep gülümsetir beni

Birilerinin umududur belki

Beklide birilerinin hayali

Sağa sola kaçışır

Birbirini kovalayan çocuklar gibi

Umuttur,

Hayaldir

Beklide aşkın en saf hali

Yüreğimizi kıpır kıpır yapan duygular misali


NESLİ..

2 Ekim 2013 Çarşamba

ÖZLEM



Dışarıda yağmur, aklımda sen
Daldım gittim uzaklara seni düşünürken
Penceremin buğulu camına yazdım adını
Her düşen damla yaydı sevdamızı
Gurbet çok zor, ayrılık çok acı
Gönlüm senin yanında herşeye razı

                                                                                             Nesli..
 
 

3 Eylül 2013 Salı

Boşver be yaşı başı - Can YÜCEL

Boşver be yaşı başı!
Gönlün ne kadar genç ondan haber ver?
Şöyle atıp koyu grileri, siyahları sabahtan
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver?

Koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,
Gelene geçene yol verme girsin içeri diye,
Ama gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna
Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,
Ama aklını kaybedecek kadar bir aşk varsa avuçlarında,
bırak aksın yollarına...

Yağ geç, yık geç
Kimse, kimse inanmazsa inanmasın,
Sen inan yüreğine
Hem ona geçmezse kime geçer sözün...
Büyü büyü...
Bak ellerin ayakların kocaman,
aklın da maşallah yerinde,
E ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye!

Akıllı ol, yüreğin gelir peşinden
boşver yaşı başı,
Aşk var mı aşk, ondan haber ver?
Takılmışın yüzündeki, gözündeki çizgilere
o çizgilerin yüreğine neler kazıdğını düşün,
Atmak mı istiyorsun kendini dereye soğuk bir kış günü?
Öl gitsin…
Parayı pulu savurup
bir balıkçı köyünde balık mı tutmak istediğin?
Savrul gitsin...

Boşver be yaşı başı,
kim tutar seni kim,
Kendi yüreğinden başka?
Aklını al da öyle git…
İster bir duvara, ister bir odaya, kıra, bayıra vur da git

Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle birlikte bırakmadıkça birine
O biri de gelir, gerçekten istediğin oysa,
Seveceksen ve öleceksen uğruna…

Yaşa be yaşa da öyle git, gireceksen toprağa
Yaş 70′e gelse bile, hayat daha bitmemiş,
Sen mi biteceksin?
Çekeceksen bile bayrağı,
yaşadım ulan dibine kadar diyemeyecek misin?
 
Can Yücel
 


11 Temmuz 2013 Perşembe

MUTLULUKKK

 

Evini bir davet sonrası temizlemek için saatlerce uğraşıyorsan, Bir çok
arkadaşın var demektir.
Faturalarını ödeyebiliyorsan, Bir işin ve gelirin var demektir.Pantolonun biraz sıkıyorsa, Aç kalmıyorsun demektir.Gölgen seni izliyorsa, Güneş ışığını görüyorsun demektir.Otobüsten indiğin yerden işyerine yolu uzun buluyorsan, Yürüyebiliyorsun
demektir.
Hükümet hakkında eleştiri yapabiliyorsan, konuşma özgürlüğün var demektir.
Yanındaki adamin sesinden rahatsız oluyorsan, duyuyorsun demektir.Camları silmen , çatıyı onarman gerekiyorsa, bir evde yasiyorsun demektir.
Doğalgaz faturan yüklü geliyorsa, Isınıyorsun demektirYığınla yıkanacak ve ütülenecek çamaşırların varsa, Yığınla giyeceğin
var demektir.
Çalar saatin sabahın köründe çalıyorsa, Yaşıyorsun demektirAksamları kendini yorgun hissediyor ve bacakların ağrıyorsa, O gün
üretici olmuşsun demektir
VE TÜM BUNLARIN FARKINA VARABİLİYORSAN, MUTLUSUN DEMEKTİR
DOLAYISIYLA MUTLULUK ....
Sorunsuz bir yaşam değil,
Onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir......
ÖMÜR BOYU MUTLU KALMANIZ DİLEĞİYLE....

5 Temmuz 2013 Cuma

Dostluk ve sevgi adına ...


Kucak Dolusu sevgiler..
Hayat her zaman mükemmeli sunmaz insana..

Bazen kurşundan ağır bir efkar balyası gibi çöküverir omuzlarımıza..

Böylesi durumlarda yapılacak en iyi şey, fırtınaya tutulmuş

bir sandalın güvenli bir liman araması gibi, sığınacak dost bir yürek aramaktır..

Vurgun yemiş bir yüreği, dost bir yürekten gayrı kim kabul eder, kim saklayabilir ki...

Her şeye rağmen hayatı anlamlı kılan dostlarımızdır. .

Pazarlıksız, umarsız, kuralsız, sınırsız paylaşımlar için..

Hayata şiir tadında tutunan dost yüreklere...

Sıcak samimi bir merhaba!..
 
 

4 Temmuz 2013 Perşembe

Mesele Kuyumcuyu Bulmak

DEĞERİNİ BİLMEK, KIYMET BİLMEK...
Vaktiyle bir BİLGE HOCA , yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin
seviyesini öğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip
iri bir nesne verip: "Oğlum" der "Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç
para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan
sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.
Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar.
İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve "Şunu kaça alırsınız?" diye sorar .
Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir;
sonra: "Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın" der.
İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği
neneye ancak bir beş lira vermeye razı olur.
Üçüncü defa bir semerciye gidir: Semerci nesneye şöyle bir bakar, "Bu der
"benim semerlere iyi süs olur. Bundan "kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna
bir on lira veririm."
En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce
yerinden fırlar. "Bu kadar değerli bir PIRLANTAYI, MÜCEVHERİ nereden
buldun?" diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. "Buna kaç lira
istiyorsun?" Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?" "Ne istiyorsan veririm."
Öğrenci, "Hayır veremem." diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya
başlar:
"Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim."
Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini
istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.
Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi
karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki
nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu OYUNCAK olarak görenler, Diğer
tarafta da PRLANTA, MÜCEVHER diye isimlendirip buna sahip olmak için her
şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler..
Bilge hocasının yanına dönen Öğrenci büyük bir şaşkınlık içinde başından
geçen macerasını anlatır.
Bilge sorar: "Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?"
Öğrenci şaşkınlık içinde "Çok şaşkınım efendim. Ne diyeceğimi bilemiyorum.
Kafam karmakarışık " diye cevap verir.
Bilge hoca çok kısa cevap veriri "Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini
bileni anlar ve onun değeri bilenin yanında kıymetlidir."
Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden
KUYUMCULAR mutlaka vardır.
Mesele KUYUMCU 'yu bulmak
 


19 Haziran 2013 Çarşamba

MSG Nedir ?

 
 
 
MSG adında bir yiyecek katkı maddesi var.
MONO SODYUM GLUTAMAT
Yiyeceklere katıldığında, o yiyeceğin tadının beyin tarafından güzel
Olarak algılanmasını sağlıyor. Tatlı, tuzlu, acı fark etmiyor.
Hangi yiyeceğe katılırsa lezzetliymiş gibi geliyor. O yüzden gıda
üreticil erinin bir çoğu MSG'yi karlı olduğu için kullanıyorlar.
MSG ZARARLI MI ?
Buna okuduktan sonra siz karar verin.
Bu madde Nörotoksin. Sinir hücrelerine zarar veriyor. Merkezi sinir
sistemi tahribatı ve
buna bağlı olarak ALZHEİMER, PARKİNSON, HUNTİNGTON hastalıkları, SARA
(Epilepsi)
Retinal dejenerasyon (Göz retina tabakası hasarı) Yağ birikimi, doyma
mekanizmasında bozukluk,
obezite. Büyüme hormonu baskılanması. Pankreas hasarı, insülinde
artış, ve buna bağlı diyabet.
Böbrek ve karaciğerde ciddi hasarlar. Bu madde hamilelerde plasenta
bariyerini geçebiliyor, anne karnındaki bebek de aynı tahribatlara
maruz kalıyor.
Özellikle çocuklarımızın hatta büyüklerin de çok severek yediği
CİPS'lerde çok kullanılmakta. Hazır köfte harçları, Et suyu
tabletleri, Hazır çorbalar, Dondurmalar, renkli yoğurtlar ve benzeri
bir çok üründe var.
Şimdi diyeceksiniz ki, Madem bunca zararı var, neden kullanıyorlar?.
Küreselleşen dünyada, ticaret de küreselleşti. Küresel ticaret devleri
insaf, merhamet
gibi duygularla asla çalışmaz. Onların amacı çok kar etmek, çok daha
büyümektir.
Bu mamuller, al benisi olan renklerde ve janjanlı ambalajlarda sunulur.
Televizyon, gazete ve duvar reklamlarında onlara sıkça rastlarsınız.
Sadece maddesel tadıyla de ğil, görsel yollar ile de beyinlerimize
kazınır adeta.
Basit bir hesap yaparsak, ucuz zannedilen bu ürünleri çok pahalıya
tükettiğimizi görürüz.
Mesela Cips. Semt pazarlarında 3 kg . patatesi 1 TL ye alabilirsiniz.
Oysa ki 50 gram CİPS 1 liradır.
Yani 1 kg . Cipsi, 20 ytl.den tükettiğimizin farkında bile değiliz.
Olumsuz etkileri de cabası. bu mamull eri üretenler !....
Kendi ürettiklerini asla yemezler, içmezler. Onların gıdaları organik
ve doğaldır.
Son zamanlarda organik tarım yapan çok güçlü özel şirketler türedi,
burada itina ile yetiştirilen ürünleri semt pazarlarında göreniniz var mı?
Ben henüz rastlamadım.
Gelelim genel sağlık boyutuna;
Son 25 yıla dikkatle göz atacak olursak, çocuk yaşta diyaliz cihazına
bağlı yaşamaya mahkum edilenler,
çok küçük yaşta şeker hastalığı ile tanışan çocuklar, obez çocuklar,
asabi çocuklar,
9-10 yaşında buluğ çağına girenler, çeşitli nedenlerle engelli
doğanlar ve bu sayının
ülke nüfusunun % 12'sine çıkması ve benzerleri.
Ve sizlerinde aklınıza gelebilen yeni hastalıklar. Hastalıkları
üretenler, ilaçlarını da ihmal etmediler.
Bu da madalyonun diğer karlı yüzüdür. Karbondioksitli meşrubatlardan,
sakıncalı hazır gıdalara varana
kadar bir çok yerde çeşitli uyarılar yazıldı, çizildi. Durumun
ciddiyetini anlayabilenimiz var mı?
Bu sorunun cevabı, tüketim miktarıdır.
Şimdiki eğitim sistemimiz endüstri, tarım, genel kültür alanında
yetersiz kaldığından,
yeni nesiller tehlikenin farkında değildirler.
Emperyalist devletler, egemen olmak istedikleri toplumun eğitimli
olmasını istemezler.
Onlar için önemli olan kendi halkları ve elde edeceği yeni sömürü kaynaklarıdır.
Her yıl eskiyen, yaşam kaynakları azalan, küresel ısınma ile kuraklık
tehlikesi yaklaşan bir dünyada,
Küresel güç olan emperyalist devletlerin acımasızlığının arttığı bir dünyada,
Dengelerin ve haritaların değiştirilmek istendiği bir dünyada
yaşadığımızı asla unutmamalıyız.
Dünyanın en güzel coğrafyasında yaşadığımızı da asla unutmamalıyız.
Gelin bu güzelim yurdumuza hep beraber sahip çıkalım.

Beyin'e zarar veren alışkanlıklar

 
 
 1. No Breakfast (Kahvaltı etmemek)
People who do not take breakfast are going to have a lower blood sugar
level. This leads to an insufficient supply of nutrients to the brain
causing brain degeneration.

(Kahvaltı etmeyen kişiler, düşük bir kan şekeri seviyesine sahip olur. Bu durum beyin için yetersiz besin tedarik edilmesine ve sonunda beyin dejenerasyonuna yol açar.).

2 . Overeating (Aşırı yeme)
It causes hardening of the brain arteries, leading to a decrease in mental
power.
(Beyin arterlerinin sertleşmesine neden olarak, zihin gücünün azalmasına yol açar).


3. Smoking (Sigara içmek)
It causes multiple brain shrinkage and may lead to Alzheimer disease. (Çoklu beyin büzülmesine neden olur ve Alzheimer hastalığına yol açabilir).

4. High Sugar consumption (Yüksek şeker tüketimi)
Too much sugar will interrupt the absorption of proteins and nutrients causing malnutrition and may interfere with brain development.
(Çok fazla şeker proteinlerin ve besinlerin emilmesini durdurur ve dengesiz beslenmeye neden olur ve beynin gelişmesine engel olabilir.)


5. Air Pollution (Hava kirlenmesi)
The brain is the largest oxygen consumer in our body. Inhaling polluted air decreases the supply of oxygen to the brain, bringing about a decrease in brain efficiency. (Beyin vücudumuzda en çok oksijen tüketen organdır. Kirli havanın teneffüs edilmesi, beyne giden oksijeni azaltır ve beynin veriminde düşüş yaratır).

6 . Sleep Deprivation (uyku yetersizliği)
Sleep allows our brain to rest. Long term deprivation from sleep will accelerate the death of brain cells.
(Uyku beynimizin dinlenmesini sağlar. Uykudan uzun vadeli yoksunluk beyin hücrelerinin ölmesini hızlandırır.)


7. Head covered while sleeping (Uyurken kafayı örtmek)
Sleeping with the head covered increases the concentration of carbon dioxide and decrease concentration of oxygen that may lead to brain damaging effects.
(Kafayı örterek uyumak, karbondioksit konsantrasyonunu arttırır ve beyne hasar veren etkilere yol açabilir.)

8. Working your brain during illness (Hastalık sırasında beyni çalıştırmak)
Working hard or studying with sickness may lead to a decrease in effectiveness of the brain as well as damage the brain.

(Hasta iken çok çalışmak veya öğrenmek beyin etkenliğinin azalmasına yol açabilir ve ayrıca beyne hasar verebilir.)

9. Lacking in stimulating thoughts (Uyarıcı düşüncelerde eksiklik)
Thinking is the best way to train our brain, lacking in brain stimulation thoughts
may cause brain shrinkage. Crosswords and Sudoku provide good exercises.
(Düşünmek beyin jimnastiği için en iyi yoldur, beyni uyaran düşüncelerin eksikliği beyin daralmasına yol açabilir. Çapraz bulmaca ve Sudoku iyi egzersiz sağlar.)

10. Talking Rarely (Az konuşmak)
Intellectual conversations will promote the efficiency of the brain.

(Zihinsel sohbetler beynin etkinliğini geliştirir.)


THE MAIN CAUSES OF LIVER DAMAGE ARE:
(Karaciğer hasarının ana nedenleri:)


1. Sleeping too late and waking up too late.
Çok geç uyuma ve çok geç kalkma.)


2. Not urinating in the morning.
(Sabahları idrar yapmamak)

3. Too much eating.
(çok fazla yemek)


4. Skipping breakfast.
(Kahvaltıyı atlamak)


5. Consuming too much medication.
(Çok fazla ilaç tüketmek)


6. Consuming too much preservatives, additives, food coloring, and artificial sweetener.
(Çok fazla koruyucu, gıda katkısı, gıda boyası ve yapay tatlandırıcı tüketmek)


7. Consuming unhealthy cooking oil. (Sağlıksız pişirme yağı tüketmek)
As much as possible reduce cooking oil use when frying, which includes even the best cooking oils like olive oil. Do not consume fried foods when you are tired, except if the body is very fit.
(İçinde en iyi pişirme yağı olan zeytinyağı bile olsa, kızartma yaparken mümkün olduğunca pişirme yağını azaltın. Yorgun olduğunuzda, eğer vücudunuz formda (zinde) değilse kızarmış gıdalar tüketmeyin.)


8. Consuming raw (or overly done) foods also adds to the burden of liver.
Veggies should be eaten raw or cooked 3-5 parts. Fried veggies should be
finished in one sitting, do not store.
[Çiğ (veya fazla pişmiş) gıdaların da tüketilmesi karaciğere ağır yük olur. Sebzeler çiğ veya 3-5 kısım pişirilerek yenmelidir. Kızarmış sebzeler bir öğünde bitirilmeli, saklanmamalıdır.]


THE TOP FIVE CANCER CAUSING FOODS ARE:
(Kansere en çok neden olan 5 gıda)



1. Hot Dogs (Sosisli sandviç)

Because they are high in nitrates. the Cancer Prevention Coalition advises that children eat no more than 12 hot dogs a month. If you can't live without hot dogs, buy those made without sodium nitrate.
(Zira içinde çok fazla nitrat vardır. Kanser koruma koalisyonu, çocukların ayda 12 adetten fazla sosisli sandviç yememelerini önermektedir. Sosisli sandviçsiz yapamıyorsanız, sodyum nitratsız yapılan cinsini satın alın.)

2. Processed meats and Bacon (İşlenmiş et ve domuz pastırması)

Also high in the same sodium nitrates found in hot dogs, bacon, and other
processed meats raise the risk of heart disease. The saturated fat in bacon
also contributes to cancer.
(Sosisli sandviçte, domuz pastırmasında ve diğer işlenmiş etlerde bulunan aynı yüksek sodyum nitrat aynı şekilde kalp hastalığı riskini yükseltir. Domuz pastırmasında doymuş yağın aynı şekilde kanserde payı olur.)


3. Doughnuts (yağda kızarmış şekerli çörek veya lokma)

Doughnuts are cancer-causing double trouble. First, they are made with white flour, sugar, and hydrogenated oils, then fried at high temperatures.
Doughnuts, may be the worst food you can possibly eat to raise your risk of cancer.
(Lokmalar kansere yol açan çiftli dertlerdir. Birincisi, bunlar beyaz undan, şekerden ve hidrojene yağdan yapılır, sonra yüksek ısıda kızartılır. Bunlar, belki de kanser riskini arttırmak için yiyebileceğiniz en kötü yiyecektir.



4. French fries (kızarmış patates)

Like doughnuts, French fries are made with hydrogenated oils and then fried at high temperatures. They also contain cancer- causing acryl amides which occur during the frying process. They should be called cancer fries, not French fries.
(Lokmalar gibi, kızarmış patates de hidrojene yağdan yapılır, sonra yüksek ısıda kızartılır. Bunlar ayrıca, kızarma işlemi sırasında ortaya çıkan ve kansere neden olan akrilamid maddesini de içerir. Bunlara “French fries” değil, “kanser fries” olarak çağırılmalıdır.)


5. Chips, crackers, and cookies (Cips, kraker ve kurabiye, bisküvi)

All are usually made with white flour and sugar. Even the ones whose labels claim to be free of trans-fats generally contain small amounts of
trans-fats.
(Tümü genellikle beyaz un ve şekerden yapılır. Etiketinde “trans yağlar içermez” yazılı olsa bile, genellikle az miktarda trans yağ vardır.)
 
 

28 Mayıs 2013 Salı

Ruh halimize göre yiyecekler



OFKE : Kizgin ve ofkeli iseniz, sizi daha da
sinirlendirecek, burnunuzdan solur hale getirecek
uyarici niteliklere sahip olan cay kahve ve saraptan
kesinlikle uzak durun. Kirmizi eti de agziniza
surmeyin.

YANLIZLIK
: Yalnizsiniz ve iciniz sıkılıp duruyor.
Rahatlamak icin domates, patlican, biber, patates,
yumurta ve karnabahar yiyin.

BEZGINLIK
: Guvensizlik ve bezginlikte peyniri,
kirmizi eti unutun.

KEYIFSIZLIK
: Hiçbir seyden memnun olmuyorsaniz, hic
keyfiniz yoksa, sogan ve pirasayi tercih edin.

KARASEVDA
: Pirinc ve sekerden kacinin. Bu iki madde
melankoliyi azdiriyor.

OZGUVEN :
Turuncgillerin hepsi insana ozguven
asiliyor ve umut saciyor.

DUS KIRIKLIGI
: Kereviz ve havuc kaybolan
hayallerin, dus kirikliklarinin yaralarini sarmaya
birebir geliyor.

CEKINGENLIK
: Kusku ve cekingenlige karsi mercimek en
iyi ilac.

YORGUNLUK
: Calismaktan yipranmaya karsi bezelye
yiyin.

ENDISE
: Uzerinizdeki endiseyi atmak, hata
yapabileceginiz saplantisini aklinizdan cikarmak icin
marul yiyin.

AGRASIF
: Saldirganliginizi, agresifliginizi kontrol
altinda tutmak icin cevize basvurun.

IHTIRAS
: Cok dikkat edin, cikolata her turlu istegi
kamcilar, ihtiraslari kamcilar.

HIDDET
: Badem hiddeti dindirir.

ASIRI OFKE
: patlama durumundaysaniz makarna, ekmek,
taze meyve ve sebze takilin.

ZIHIN KARISIKLIGI
: Kafaniz karisik ise nane
cigneyin.

DEPRESYON
: Bergamot ve maydanoz bir numarali ilac

20 Şubat 2013 Çarşamba

Ne kusursuz insan ara, ne de insanda kusur



    Günün birinde yolu bir dergâha düsen kendi halinde bir adam, dergâhta,
bir Mevlevi ile bir Bektaşi''nin sohbet ettiklerini görünce yanlarına
yaklaşır. Kendini tanıtır ve dergâhı merak ettiğini, nasıl zikir edildiğini
izlemek için geldiğini söyler.

Erenler başlar adama çeşitli nasihatlerde bulunmaya, her biri kendi
yolunu mümkün olan en tatlı dille anlatmaya çalışır.
Adam bir yandan onları dinlerken, bir yandan da gözleri onların
giysilerine takılır.
Mevlevi'nin giydiği kıyafette kollar o kadar geniş ve uzundur ki hem
içine üç kişinin birden kolu sığabilir, hem de uzun olduğu için yalnızca
kolları değil, elleri de kapatmaktadır.
Bektaşi'nin kıyafetinde ise tam tersi bir durum vardır.
Elbisenin kolu daracıktır, neredeyse tene yapışmıştır; üstelik kısa
olduğu için, eller ta bileklere kadar açıktır.
Bu duruma hayret eden adam, sebebini öğrenmek ister.

Büyük merakla, önce Mevlevi'ye sorar:
"Pirim, kıyafetinizin kolları neden o kadar geniş ve uzun; bunun özel
bir sebebi var mı?"
Mevlevi hiç beklemediği bu soru karşısında oldukça şaşırır.
İki kolunu da biraz yukarıya kaldırır, sonra ellerini birleştirerek
kollarını daire sekline getirir ve şöyle der:
"Evet, özel bir sebebi vardır. Çünkü biz insanların günahlarını,
ayıplarını, kusurlarını örteriz. Başkaları görmesin diye üzerini kapatırız."

Yanıttan oldukça hoşnut olan adam ayni merakla bu kez Bektaşi''ye döner:
"Peki ya siz, pirim? Sizin kıyafetinizin kolları neden bu kadar dar ve
kısa?
Siz insanların günahları ve ayıplarını örtmez misiniz?"
Bektaşi kendi kollarına bakar, birkaç saniyelik bir dalgınlıktan sonra
gülümser ve adama bakarak şöyle der:
"Biz mi? Bizim geniş kıyafetlere ihtiyacımız yoktur.
Çünkü biz insanların günahlarını ve kusurlarını görmeyiz."
*
ÖZETLE:
Seveceksen öylece sev.
Ne kusursuz insan ara, ne de insanda kusur.
Birincisini zaten bulamazsın, ikincisinde ise, bulduğun her kusur,
öğrendiğin her ayıp sahibini değil, seni çirkinleştirir. Her ikisi de seni
mutsuz eder. Birincisini bulamadığın için, ikincisini ise bulduğun için
mutsuz olursun...*

*Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler.
[Mevlana]*
*Yaşam paylaşmakla... Hayat sevince güzel...*

19 Şubat 2013 Salı

Eşim Olma Karım Ol

Eşim olma, karım ol! Bakma daha ilkel durduğuna sen, ruhu vardır kelimelerin. “Karı-koca” “eş”ten daha çok şey anlatır. Hatta belki bize unutulmuş bir şeyi söyler.
Sahi, biliyor musun? Neden erkeğe “koca”, kadına da “onun karı” demiş eskiler?
Eşim değil, karım ol! Kedilerin eşi olur, terliklerin de… İnsanın eşi olmaz. Bir ömür eşlik ediyor diye mi sevgiliye eş denir? Eşlik etmek yeter mi? Fazlasını beklemez mi insan yârinden? Kelimeleri yitirmeseydik anlardık belki, evlenecek erkeğe eskilerin neden ”koca” dediklerini. Çünkü “koca” bilge demektir, yüce demektir. Koca demek, dağ demektir. Ve ne kadar yüce olursa olsun, üstünde kar olmayan dağ eksiktir. Dağların yücesine kar yağar diye kadına da “kocanın karı” demişler. Bakma şimdi evlenenlerin “karı-koca” ilan edildiğine. “Koca ve onun karı” olmalıdır aslında. Yani yüce bir dağ olmalı adam. Kar gibi pak ve masum olmalı kadın. Örtmeli ve bir ömür, süsü olmalı dağın. Çünkü üşür tepesinde kar olmayan dağ, ne kadar yüce olursa olsun, yarım görünür…
Eşim olma, karım ol! Bana benzemeye çalışma sakın. Bana benden lazım değil bir tane daha. Ama unutma ki sensiz yarımım. Her zaman söylemem, ama sen anla.
Eşim olma, karım ol! Beni tamamla…


Enerjinizi Kullanmayı Öğrenin



   Beyin öyle bir güçtür ki..
> Kafadan geçen her düşüncenin Allah katında bir talep olduğuna inanıyorum
> iyi şey ister güzel şeyler düşünürseniz cevabı aynen öyle gelir ,
> Ama hep korku ve kuşkuyla yaşarsanız aynen bunları da çağırırsınız.
> Trafik kazasından korkan insanlar hep kazaya uğrarlar. Eğer siz
> korkuyla yola çıkar ve
> hep bunu beyninizde kurgulayıp etrafa negatif enerji yayarsanız
> mutlaka şoföre kaza
> yaptırırsınız ama arabayı siz kullanıyorsanı z ve böyle korkularınız
> varsa eğer sakın
> araba kullanmayın.. .
> Çocuğuna aşırı korumalı ana ve babalarının çocuklarına hep bir
> şeyler olur yani biri bir taş atsa bile gelir sizin çocuğunuzun
> kafasını bulur o zaman siz
> şunu düşünürsünüz -onu kollayıp korumasam hep başına olumsuz şeyler
> geliyor -
> Neden acaba ? Bu tıpkı (yumurtamı tavuktan çıkar, yoksa t! avuk mu)'yu
> andırmıyor mu?
> Öyle mutsuz bir toplum olduk ki birbirimize günaydın diyemiyoruz, bir
> araya geldiğimizde
> hep olumsuz olaylar konuşuyoruz, biri bize nasılsın dese iyiyim demeye
> korkar olduk,
> işler nasıl deseler, derhal şikayet etmeye ve her şeyin kötü ve daha
> da kötüye gittiğini
> söylüyoruz, hastalıklarımızdan ve ölümlerden bahsediyoruz yni
> dostlarla da sohbetin
> güzelliği , keyfi kalmadı.Hep para olmadığından yakınıyoruz sanki bunu
> soran bizden para
> isteyecekmiş gibi.Aynen devam edin, neyi YOK diyorsanız, onu YOK
> etmeye devam edin,
> sürekli şikayet edip etrafa olumsuz ve zavallı görünerek her şeyin
> bereketini kaçırın,
> ayrıcada bu kadar mızırdanma sonunda dostlarınızı da kaçırdığınızı
> fark edeceksiniz.
> Hep hastayım diyen ! insanlar mutlaka hasta olurlar beyin şartlanmaya
> görsün hangi
> hastalıktan korkup ,çağırıyorsanız size onu getirir.
> Sürekli param yok deyen insanlar paralarının bereketini öyle
> kaçırırlar ki bir gün gelir
> birde bakarlar gerçekten paraları bitmiş ama bu bitiş ani çıkan
> hesapta olmayan mecburi
> harcamalarda olabilir, sağlığa harcanması gereken miktarlar da olabilir.
>
> Allah zaten verilen nimetlere şükretmesini bilmeyen kullarından bu
> nimetleri bir müddet sonra almaya başlar.
>
> Çevrenize bakın örneklerni çok göreceksiniz.
>
> Gelin bundan sonra Nasılsın diyenlere
> ÇOK İYİYİM ÇOK ŞÜKÜR demekle işe başlayın...... .
> Öyle bir toplum olduk ki karşımızdakini yargılamaktan sevmeye zaman
> bulamıyoruz.
> Oysa her yaşta se! vgiye ihtiyacımız var. Sevgi sunulmazsa sevgi
> değildir. Neyi severseniz
> sevin ama içinizde yoğun sevgi duyguları olsun. Birisine sevginizi
> söylediğinizde hareketlerle bunu pekiştirdiğinizde ona öyle güzel bir
> enerji yollarsınız ki, onun mutluluğunun enerji şeklinde size geri
> dönüşünden aldığınız pozitifi başka hiçbir şeyde bulamazsınız.
> Yeni bebeği olmuş bir anne eğer sıkıntıları varsa veya olumsuz bir
> kişiliğe sahipse lütfen en olumlu olduğunda bebeğini kucağına alıp onu
> çıplak tenine deydirsin. Eğer bebeklerinizin huzurlu ve sağlıklı bir
> bebek olmasını istiyorsanız onu sakin kavgasız gürültüsüz ve pozitif
> birortamda büyütmeye çalışın,
> Kızgınken, sinirliyken kucağınıza almamaya çalışın ve ona sınırsız
> sevginizi gösterin. Öpün koklay! ın ve bilin ki bu günler çok çabuk
> geçecek ve bilin ki çok çabuk büyüyorlar. Bazı anne ve babalar
> çocuklarını çok sevdikleri halde bunu ifade edemez ve gösteremezler.
> Neden ? Ne zaman göstereceksiniz? Allah’ın verdiği bu armağana
> sevgiyi en güzel şekilde
> göstermemiz bir şükür ve teşekkür değil mi ?
>
> Beyin öyle bir güçtür ki , insan beyin gücünü kullanarak isterse
> kendini felç de edebilir, öldürebilir de, kanserini de yenebilir.
> Yeter ki beynini şartlandırabilsin. Beynimizde yaklaşık 13 milyar
> civarında sinir hücresi vardır. Her bir hücre yaklaşık 7.3 kilo
> voltluk enerji açığa çıkarır. Pratikte mümkün değil ama teorikte
> beyindeki tüm sinir hücrelerinin aynı anda enerjilerini saldığını
> varsayalım, yaklaşık 350 milyon kilo voltluk bir enerji açığa çıkar ki
> bu da büyük bir metropolün tüm elektrik ihtiyacını karşılayacak güce
> sahiptir. Size tıp kitapları! na girmiş bir olayı anlatmak istiyorum,
> Et taşımaya yarayan soğutuculu bir tren, temizlenmek için bir
> istasyonda duruyor. İşçiler vagonları temizlemeye başlıyorlar, işçinin
> biri bir vagonu temizlerken diğer işçi o vagonu boş sanıp kapısını
> dışardan kilitliyor. Biraz sonra tren hareket ediyor, ve bir durak
> sonra et almak üzere bir istasyonda duruyor. Kapalı kalan işçinin
> vagon kapısı açıldığında işçinin donarak öldüğü görülüyor. Fakat bir
> bakıyorlar ki, vagonun ısısı normal ısıda yani dondurucuya
> geçirilmemiş. Ama kapalı kalan işçi bunu bilmediği, donarak öleceğini
> sandığı için beyin aynen donmanın şartlarını hazırlayarak, donmanın
> tüm belirtilerek göstererek vücudunu buna uyduruyor.
>
> Yani beyninizi olumlu şeyle! re kanalize edin .Bazı insanlar vardır,
> hep konuşurken daha yaşasam 1-2 sene daha yaşarım diye konuşup sık sık
> bunu tekrar ederler ve kendilerine adeta bir ölüm zamanı belirlerler.
> Ben bu laftan çok korkarım ,eğer bunu inanarak söylerlerse beyinlerini
> öyle bir şartlarlar ki , öyle bir kurgularlar ki gerçekten dedikleri
> zamanda ölürler. Bu yüzden kaç yaşında olursanız olun hep bir
> hedefiniz ve hayalleriniz olsun ki uzun yaşayabilesiniz. İnsan hayal
> ettiği müddetçe yaşarmış. Ne doğru bir laf değil mi?
> Dün bitti. Dünün tekrarı yok aynı rüyalar gibi.
> Yarın, hiç bilmiyoruz, iyi şeylerde olabilir kötü de .
> Ama şu anımı biliyorum, ayağım kırık bu yazıyı yazıyorum ama eşim
> yanımda çocuklarım sağ ve ben bu yüzden dünyanın en mutlu insanıyım ve
> yarınımı da bilmediğim için bu anımı en iyi, en keyifli ve en pozitif
> şekilde değerlendiririm.
> Bilmediğim bir geleceği düşünerek de bu anımı zehir edemem.
> Siz de böyle yapın ve hayatınızı birbirine karıştırmamak kaydıyla 3'e
> bölün.
> Dün, bugün,yarın diye...
> Biz ani stresleri çok severiz.
> Çünki ani streste vücutta Adrenokortikotrop hormon (ACTH) artar ve
> hafıza, algılama, enerji süper olur.
> Yani bu hormon strese karşı vücudun bir sigortasıdır.
> Ama siz bu stresi kısır döngüye çevirirseniz yani sürekli beyninizde
> kurarsanız,
> hep bunu düşünürseniz, gelen! olumlu şeylerin hepsi geri gider.
> Yani unutkanlıklar, enerji kayıpları, isteksizlikler, migren,
> mide-bağırsak şikayetleri, uykusuzluklar, beyin tümörler, tansiyon
> iniş-çıkışları, vücudun muhtelif yerlerinde uyuşmalar, mutsuzluk,
> hatta depresyon ,kalple ilgili şikayetler ve kansere zemin hazırlamış
> olursunuz.
> Bunları kendinize niye reva göreceksiniz ki ?
> Akıllı, kontrollü ve olumlu olmak yeterli.
> Eğer büyük bir strese girdiyseniz kendinize hobiler bulun, yani
> kafanızı dağıtın.
> Başka işlere kanalize olun ki stres yaratan faktörün etkisi azalsın
> veya sevdiğiniz, sizi mutlu eden şeylerle uğraşın.
> Bunları da yapamıyorsanız dua edin, duaların insanlarda yarattıkları
> mistik etki onların pozitiflenmesini sağlar.
> Ben evde sok! akta bile hep iyilik diler ve hayır için dua ederim


Prof. Yıldız Batırbaygil

5 Şubat 2013 Salı

Kırdığınız hayal, kurduğunuz hayal olmasın sakın

Nasılsın, nasıl gidiyor, haber ver dünyandan.
Duydum ki saydırıyormuşsun arkamdan, bunu yazma sebebim de işte bundan.
Tahmin ediyorum, okurken ki yüz ifadeni, dudağındaki buruk gülümsemeyi, kırgın çehreni. Yoo bırakmak yok öyle, madem başladın okumaya, getireceksin sonunu da…
Hah işte duyar gibiyim sesini; ‘Gerçeği zaten çatır çatır kırılmış, sen hayalsin, sen kırılmasaydın bari’ deyişini…
Tamam, ben de üzgünüm, ama bazen olabiliyor işte. İster miydim ben de kırılmak, seni yüzüstü bırakmak.
Suya düşeceğini bilsem, sana yüzme öğretirdim dediğini mi duydum sanki.
Sahi ne iyi olurdu, suya düşen hayallerin yüzme bilmesi.
Ama sen de suçlusun; Küçük detaylar üzerine büyük hayaller kurmadın mı hep, yüreğinin sesini aklının sesine yeğlemedin mi?
Ödemekten bıkmadın mı hislerini dinlemenin bedelini?
İnanmanın ve vefanın şemsiyesi altında vicdanla karışık sağanak yağmurlardan ibaret sandın hayal kurmayı, oysa ben mi ahmakıslatandım - sen de ıslandın.
‘Oysa ne kadar yanılmışım’ diyen sesin geliyor kulağıma ve de yeniden atmaya başlayan paslı kalbin. Karşında asılı duran tablodaki kocaman dolunay mı kanattı yaralarını yoksa uğradığın haksızlık, bir paket kahve kokusunda mı saklı?
İyi de anladın işte kalbinin ne kadar kocaman olduğunu, karşındakilerin kalplerinin küçüklüğünü görünce.
Napalım bazı kahramanlar Pinokyo kadar şanslı olamıyor, tahtadan insana dönüşemiyor.
Peki, neymiş, uykuya dalarken kurduğun hayallerden, bir sabah vazgeçmekmiş hayal kırıklığı. Beklentilerden beslenen ot obur bir devin gözyaşları…
İlk hayal kırıklığını hatırlıyor musun?
Ben hatırlıyorum; O çok istediğin Barbie bebeğin uzun saçlarını kesip bir süre beklemene rağmen bir daha uzamayacağını anladığında. Belki de hep ondan uzun oldu saçların, ya belinde ya omuzlarında.
Özene bezene yaparak küvette yüzdürdüğün kâğıt gemiler battığında da aynı duyguyu yaşamıştın. Büyüdükçe ruhunu acıtan kâğıt kesiklerinin acısıyla belki de ilk öyle tanıştın.
Zamanla hayal kırıklığı koleksiyonun oldu ama sen birbirine uyan parçalarla yeni hayaller kurabildin.
Belki yere mantığınla basan ayakların olmadı ama daha iyisi kanatların oldu.
Yükseldikçe görebildin, hayallerin büyüdükçe, insanların nasıl küçüldüklerini.
Verdiğin değer kadar döner sana kırılan hayallerin; Kimi çok koyar, kimi sadece gıdıklar.

‘Sen cam mısın, neden kırılasın’ diyorsun. Cam değiliz biz, cam değil hayallerin. Ama cam fanusa sığdırdığınız. O fanus düşüp kırıldığında cam kırıkları da saçılır etrafa. Aslında hep hayal kırıklıklarıdır, tene kan bulaştıran. Kırılan fanusun sesi, ancak yakındakiler tarafından duyulsa da, kırılan hayallerin sesi, kilometrelerce öteden duyulabilir inan bana. Ve kırılan hayallere basılması, cam kırıklarına basılmasından daha çok acıtır canını. Kimse istemez çünkü hayallerinde ayak izi olmasını…

En son bir hayalin vardı; Küçük bir kitapçı dükkânı. Minicik bir mutfağı, içinde keklerin, poğaçaların olacağı. Tamamını getirememiştin bir türlü, bitirememiştin anlatmayı.
Oysa masalarda duran begonvillerden bahsedecektin, bir de mis gibi kahve kokusundan, mısır çarşısından alınmış olandan.
Fıstıklı çikolatalar olacaktı, kitapların yanında ve hep kar yağacaktı.
Ama bitiremedin anlatmayı. Olsun, hata sende değildi;
Kendi hayallerinin bile peşinden gidemeyenler, başkasının hayallerini dinleyebilirler miydi?
Tabi ki hayır.
İnsanın kendisiyle savaşı ne zamandan başlar ki, ya da hangi ateşkes durdurabilir ki bu savaşı. Kırılan hayallerin değil sorun, ya karşındakinin kendisi hayal kırıklığı ise o zaman anlarsın; Kırılan hayalin, kurulan hayalinmiş meğer. Sarsılırsın önce, üşürsün. Ama sen ne hayat kırıklıkları yaşadın, yıkar mı bir hayal kırıklığı.
Alçıya alınamayan bir omurga kırığı gibidir, kendiliğinden iyileşir.
Ama eğri kaynarsa her nefeste batar sana. En çok lapa lapa olanını seversin karın fakat güvendiğin dağlara yağanını değil.

Yaşamaktan daha zor olanı, yaşatan olmaktır hayal kırıklığını.
Vicdanınla baş başa kalmaktır. Söyleyemezsin, üzülemezsin, gülemezsin.
Korkaklığını içinde hisseder, kimselere gösteremezsin. Kalbine batar, yaptığın haksızlıkların acısı, duman eder beynini, vicdanının tamtamları.
Çöreklenir ruhuna en koyu siyah, silemezsin. Bencilliğin sancısını dindiremezsin.
Sıkar boğazını, keser nefesini. Uğraşsan da nafile, ne kadar çabalasan da ölemezsin...

Kırılan hayaller, kurulan hayaller kadar gerçektir, hayatın içindendir.
En büyük hata, güven hırsızlarının faturasını, henüz kurulmamış masum hayallere kesmektir. Hayatta parasız ve zahmetsiz alınabilecek en güzel şey hayallerdir, hayal kurmayı bilmeyenler, sadece yaşar gibi yapan zavallı yüreklerdir.
Belki de en güçlü olduğumuz zaman hayal kurduğumuz andır çünkü hayal kurmak gerçeklerin tahtına göz koymaktır.
O yüzden hayallerin peşinden mutlaka koşulmalıdır.
Çünkü tüm gerçekler gibi, onlar da bir gün yorulacaktır.

Şimdi uzakta bir kadın şarkı söylüyor, içinde denizyıldızı geçiyor.
Şarkı yarıda kesiliyor, ay gökyüzünde kayboluyor.
Malzemeden çaldığını sandığın hayallerin yıkılıyor.
Şimdi eğilme vakti, eğilip hayallerinin enkazlarından çıkarma vakti, her bir hayat sahneni.
Birazdan sabah olacak. Her sabah umuda gebedir.
Bir kozanın kabuğunu çatlatırcasına doğar güneş ve ışıktır seni daim kılan.
Bütün karanlığı toplansa da evrenin, bir mum ışığını söndürmeye mecali yetmez...

Sen kurmaya devam et hayallerini, kirletmeden içini.
Kim bilir belki de insanlar uğratmıyordur seni hayal kırıklığına.
Sen yanlış insanlar üzerine hayal kuruyorsundur, o kadar…

İMZA; Hayallerin
 

11 Ocak 2013 Cuma

Kaleidoskop


Kaleidoskop

Bilgisayarınızda mutlaka bulunması gereken harika renk geçişlerini
izleyebileceğiniz muhteşem bir kaleidoskop.

Japonya'da yapılan deneylerde hızlı renk akışlarını seyretmenin stresi
azalttığı ve tatile çıkmış gibi rahatlattığı ispatlanmış.Linke tıklayın.

Daha önce izleyenler tarafından önce yüzünüzde bir gülümseme belireceği,

sonra kendinizi renk okyanusu içinde bulacağınızı belirtiyorlar.

Mouse ile üzerinde gezinip farklı renk ve desenler de elde edebilirsiniz.

http://inoyan.narod.ru/kaleidoskop.swf