5 Şubat 2013 Salı

Kırdığınız hayal, kurduğunuz hayal olmasın sakın

Nasılsın, nasıl gidiyor, haber ver dünyandan.
Duydum ki saydırıyormuşsun arkamdan, bunu yazma sebebim de işte bundan.
Tahmin ediyorum, okurken ki yüz ifadeni, dudağındaki buruk gülümsemeyi, kırgın çehreni. Yoo bırakmak yok öyle, madem başladın okumaya, getireceksin sonunu da…
Hah işte duyar gibiyim sesini; ‘Gerçeği zaten çatır çatır kırılmış, sen hayalsin, sen kırılmasaydın bari’ deyişini…
Tamam, ben de üzgünüm, ama bazen olabiliyor işte. İster miydim ben de kırılmak, seni yüzüstü bırakmak.
Suya düşeceğini bilsem, sana yüzme öğretirdim dediğini mi duydum sanki.
Sahi ne iyi olurdu, suya düşen hayallerin yüzme bilmesi.
Ama sen de suçlusun; Küçük detaylar üzerine büyük hayaller kurmadın mı hep, yüreğinin sesini aklının sesine yeğlemedin mi?
Ödemekten bıkmadın mı hislerini dinlemenin bedelini?
İnanmanın ve vefanın şemsiyesi altında vicdanla karışık sağanak yağmurlardan ibaret sandın hayal kurmayı, oysa ben mi ahmakıslatandım - sen de ıslandın.
‘Oysa ne kadar yanılmışım’ diyen sesin geliyor kulağıma ve de yeniden atmaya başlayan paslı kalbin. Karşında asılı duran tablodaki kocaman dolunay mı kanattı yaralarını yoksa uğradığın haksızlık, bir paket kahve kokusunda mı saklı?
İyi de anladın işte kalbinin ne kadar kocaman olduğunu, karşındakilerin kalplerinin küçüklüğünü görünce.
Napalım bazı kahramanlar Pinokyo kadar şanslı olamıyor, tahtadan insana dönüşemiyor.
Peki, neymiş, uykuya dalarken kurduğun hayallerden, bir sabah vazgeçmekmiş hayal kırıklığı. Beklentilerden beslenen ot obur bir devin gözyaşları…
İlk hayal kırıklığını hatırlıyor musun?
Ben hatırlıyorum; O çok istediğin Barbie bebeğin uzun saçlarını kesip bir süre beklemene rağmen bir daha uzamayacağını anladığında. Belki de hep ondan uzun oldu saçların, ya belinde ya omuzlarında.
Özene bezene yaparak küvette yüzdürdüğün kâğıt gemiler battığında da aynı duyguyu yaşamıştın. Büyüdükçe ruhunu acıtan kâğıt kesiklerinin acısıyla belki de ilk öyle tanıştın.
Zamanla hayal kırıklığı koleksiyonun oldu ama sen birbirine uyan parçalarla yeni hayaller kurabildin.
Belki yere mantığınla basan ayakların olmadı ama daha iyisi kanatların oldu.
Yükseldikçe görebildin, hayallerin büyüdükçe, insanların nasıl küçüldüklerini.
Verdiğin değer kadar döner sana kırılan hayallerin; Kimi çok koyar, kimi sadece gıdıklar.

‘Sen cam mısın, neden kırılasın’ diyorsun. Cam değiliz biz, cam değil hayallerin. Ama cam fanusa sığdırdığınız. O fanus düşüp kırıldığında cam kırıkları da saçılır etrafa. Aslında hep hayal kırıklıklarıdır, tene kan bulaştıran. Kırılan fanusun sesi, ancak yakındakiler tarafından duyulsa da, kırılan hayallerin sesi, kilometrelerce öteden duyulabilir inan bana. Ve kırılan hayallere basılması, cam kırıklarına basılmasından daha çok acıtır canını. Kimse istemez çünkü hayallerinde ayak izi olmasını…

En son bir hayalin vardı; Küçük bir kitapçı dükkânı. Minicik bir mutfağı, içinde keklerin, poğaçaların olacağı. Tamamını getirememiştin bir türlü, bitirememiştin anlatmayı.
Oysa masalarda duran begonvillerden bahsedecektin, bir de mis gibi kahve kokusundan, mısır çarşısından alınmış olandan.
Fıstıklı çikolatalar olacaktı, kitapların yanında ve hep kar yağacaktı.
Ama bitiremedin anlatmayı. Olsun, hata sende değildi;
Kendi hayallerinin bile peşinden gidemeyenler, başkasının hayallerini dinleyebilirler miydi?
Tabi ki hayır.
İnsanın kendisiyle savaşı ne zamandan başlar ki, ya da hangi ateşkes durdurabilir ki bu savaşı. Kırılan hayallerin değil sorun, ya karşındakinin kendisi hayal kırıklığı ise o zaman anlarsın; Kırılan hayalin, kurulan hayalinmiş meğer. Sarsılırsın önce, üşürsün. Ama sen ne hayat kırıklıkları yaşadın, yıkar mı bir hayal kırıklığı.
Alçıya alınamayan bir omurga kırığı gibidir, kendiliğinden iyileşir.
Ama eğri kaynarsa her nefeste batar sana. En çok lapa lapa olanını seversin karın fakat güvendiğin dağlara yağanını değil.

Yaşamaktan daha zor olanı, yaşatan olmaktır hayal kırıklığını.
Vicdanınla baş başa kalmaktır. Söyleyemezsin, üzülemezsin, gülemezsin.
Korkaklığını içinde hisseder, kimselere gösteremezsin. Kalbine batar, yaptığın haksızlıkların acısı, duman eder beynini, vicdanının tamtamları.
Çöreklenir ruhuna en koyu siyah, silemezsin. Bencilliğin sancısını dindiremezsin.
Sıkar boğazını, keser nefesini. Uğraşsan da nafile, ne kadar çabalasan da ölemezsin...

Kırılan hayaller, kurulan hayaller kadar gerçektir, hayatın içindendir.
En büyük hata, güven hırsızlarının faturasını, henüz kurulmamış masum hayallere kesmektir. Hayatta parasız ve zahmetsiz alınabilecek en güzel şey hayallerdir, hayal kurmayı bilmeyenler, sadece yaşar gibi yapan zavallı yüreklerdir.
Belki de en güçlü olduğumuz zaman hayal kurduğumuz andır çünkü hayal kurmak gerçeklerin tahtına göz koymaktır.
O yüzden hayallerin peşinden mutlaka koşulmalıdır.
Çünkü tüm gerçekler gibi, onlar da bir gün yorulacaktır.

Şimdi uzakta bir kadın şarkı söylüyor, içinde denizyıldızı geçiyor.
Şarkı yarıda kesiliyor, ay gökyüzünde kayboluyor.
Malzemeden çaldığını sandığın hayallerin yıkılıyor.
Şimdi eğilme vakti, eğilip hayallerinin enkazlarından çıkarma vakti, her bir hayat sahneni.
Birazdan sabah olacak. Her sabah umuda gebedir.
Bir kozanın kabuğunu çatlatırcasına doğar güneş ve ışıktır seni daim kılan.
Bütün karanlığı toplansa da evrenin, bir mum ışığını söndürmeye mecali yetmez...

Sen kurmaya devam et hayallerini, kirletmeden içini.
Kim bilir belki de insanlar uğratmıyordur seni hayal kırıklığına.
Sen yanlış insanlar üzerine hayal kuruyorsundur, o kadar…

İMZA; Hayallerin
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder