Netten Alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Netten Alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2013 Perşembe

MUTLULUKKK

 

Evini bir davet sonrası temizlemek için saatlerce uğraşıyorsan, Bir çok
arkadaşın var demektir.
Faturalarını ödeyebiliyorsan, Bir işin ve gelirin var demektir.Pantolonun biraz sıkıyorsa, Aç kalmıyorsun demektir.Gölgen seni izliyorsa, Güneş ışığını görüyorsun demektir.Otobüsten indiğin yerden işyerine yolu uzun buluyorsan, Yürüyebiliyorsun
demektir.
Hükümet hakkında eleştiri yapabiliyorsan, konuşma özgürlüğün var demektir.
Yanındaki adamin sesinden rahatsız oluyorsan, duyuyorsun demektir.Camları silmen , çatıyı onarman gerekiyorsa, bir evde yasiyorsun demektir.
Doğalgaz faturan yüklü geliyorsa, Isınıyorsun demektirYığınla yıkanacak ve ütülenecek çamaşırların varsa, Yığınla giyeceğin
var demektir.
Çalar saatin sabahın köründe çalıyorsa, Yaşıyorsun demektirAksamları kendini yorgun hissediyor ve bacakların ağrıyorsa, O gün
üretici olmuşsun demektir
VE TÜM BUNLARIN FARKINA VARABİLİYORSAN, MUTLUSUN DEMEKTİR
DOLAYISIYLA MUTLULUK ....
Sorunsuz bir yaşam değil,
Onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir......
ÖMÜR BOYU MUTLU KALMANIZ DİLEĞİYLE....

19 Şubat 2013 Salı

Eşim Olma Karım Ol

Eşim olma, karım ol! Bakma daha ilkel durduğuna sen, ruhu vardır kelimelerin. “Karı-koca” “eş”ten daha çok şey anlatır. Hatta belki bize unutulmuş bir şeyi söyler.
Sahi, biliyor musun? Neden erkeğe “koca”, kadına da “onun karı” demiş eskiler?
Eşim değil, karım ol! Kedilerin eşi olur, terliklerin de… İnsanın eşi olmaz. Bir ömür eşlik ediyor diye mi sevgiliye eş denir? Eşlik etmek yeter mi? Fazlasını beklemez mi insan yârinden? Kelimeleri yitirmeseydik anlardık belki, evlenecek erkeğe eskilerin neden ”koca” dediklerini. Çünkü “koca” bilge demektir, yüce demektir. Koca demek, dağ demektir. Ve ne kadar yüce olursa olsun, üstünde kar olmayan dağ eksiktir. Dağların yücesine kar yağar diye kadına da “kocanın karı” demişler. Bakma şimdi evlenenlerin “karı-koca” ilan edildiğine. “Koca ve onun karı” olmalıdır aslında. Yani yüce bir dağ olmalı adam. Kar gibi pak ve masum olmalı kadın. Örtmeli ve bir ömür, süsü olmalı dağın. Çünkü üşür tepesinde kar olmayan dağ, ne kadar yüce olursa olsun, yarım görünür…
Eşim olma, karım ol! Bana benzemeye çalışma sakın. Bana benden lazım değil bir tane daha. Ama unutma ki sensiz yarımım. Her zaman söylemem, ama sen anla.
Eşim olma, karım ol! Beni tamamla…


Enerjinizi Kullanmayı Öğrenin



   Beyin öyle bir güçtür ki..
> Kafadan geçen her düşüncenin Allah katında bir talep olduğuna inanıyorum
> iyi şey ister güzel şeyler düşünürseniz cevabı aynen öyle gelir ,
> Ama hep korku ve kuşkuyla yaşarsanız aynen bunları da çağırırsınız.
> Trafik kazasından korkan insanlar hep kazaya uğrarlar. Eğer siz
> korkuyla yola çıkar ve
> hep bunu beyninizde kurgulayıp etrafa negatif enerji yayarsanız
> mutlaka şoföre kaza
> yaptırırsınız ama arabayı siz kullanıyorsanı z ve böyle korkularınız
> varsa eğer sakın
> araba kullanmayın.. .
> Çocuğuna aşırı korumalı ana ve babalarının çocuklarına hep bir
> şeyler olur yani biri bir taş atsa bile gelir sizin çocuğunuzun
> kafasını bulur o zaman siz
> şunu düşünürsünüz -onu kollayıp korumasam hep başına olumsuz şeyler
> geliyor -
> Neden acaba ? Bu tıpkı (yumurtamı tavuktan çıkar, yoksa t! avuk mu)'yu
> andırmıyor mu?
> Öyle mutsuz bir toplum olduk ki birbirimize günaydın diyemiyoruz, bir
> araya geldiğimizde
> hep olumsuz olaylar konuşuyoruz, biri bize nasılsın dese iyiyim demeye
> korkar olduk,
> işler nasıl deseler, derhal şikayet etmeye ve her şeyin kötü ve daha
> da kötüye gittiğini
> söylüyoruz, hastalıklarımızdan ve ölümlerden bahsediyoruz yni
> dostlarla da sohbetin
> güzelliği , keyfi kalmadı.Hep para olmadığından yakınıyoruz sanki bunu
> soran bizden para
> isteyecekmiş gibi.Aynen devam edin, neyi YOK diyorsanız, onu YOK
> etmeye devam edin,
> sürekli şikayet edip etrafa olumsuz ve zavallı görünerek her şeyin
> bereketini kaçırın,
> ayrıcada bu kadar mızırdanma sonunda dostlarınızı da kaçırdığınızı
> fark edeceksiniz.
> Hep hastayım diyen ! insanlar mutlaka hasta olurlar beyin şartlanmaya
> görsün hangi
> hastalıktan korkup ,çağırıyorsanız size onu getirir.
> Sürekli param yok deyen insanlar paralarının bereketini öyle
> kaçırırlar ki bir gün gelir
> birde bakarlar gerçekten paraları bitmiş ama bu bitiş ani çıkan
> hesapta olmayan mecburi
> harcamalarda olabilir, sağlığa harcanması gereken miktarlar da olabilir.
>
> Allah zaten verilen nimetlere şükretmesini bilmeyen kullarından bu
> nimetleri bir müddet sonra almaya başlar.
>
> Çevrenize bakın örneklerni çok göreceksiniz.
>
> Gelin bundan sonra Nasılsın diyenlere
> ÇOK İYİYİM ÇOK ŞÜKÜR demekle işe başlayın...... .
> Öyle bir toplum olduk ki karşımızdakini yargılamaktan sevmeye zaman
> bulamıyoruz.
> Oysa her yaşta se! vgiye ihtiyacımız var. Sevgi sunulmazsa sevgi
> değildir. Neyi severseniz
> sevin ama içinizde yoğun sevgi duyguları olsun. Birisine sevginizi
> söylediğinizde hareketlerle bunu pekiştirdiğinizde ona öyle güzel bir
> enerji yollarsınız ki, onun mutluluğunun enerji şeklinde size geri
> dönüşünden aldığınız pozitifi başka hiçbir şeyde bulamazsınız.
> Yeni bebeği olmuş bir anne eğer sıkıntıları varsa veya olumsuz bir
> kişiliğe sahipse lütfen en olumlu olduğunda bebeğini kucağına alıp onu
> çıplak tenine deydirsin. Eğer bebeklerinizin huzurlu ve sağlıklı bir
> bebek olmasını istiyorsanız onu sakin kavgasız gürültüsüz ve pozitif
> birortamda büyütmeye çalışın,
> Kızgınken, sinirliyken kucağınıza almamaya çalışın ve ona sınırsız
> sevginizi gösterin. Öpün koklay! ın ve bilin ki bu günler çok çabuk
> geçecek ve bilin ki çok çabuk büyüyorlar. Bazı anne ve babalar
> çocuklarını çok sevdikleri halde bunu ifade edemez ve gösteremezler.
> Neden ? Ne zaman göstereceksiniz? Allah’ın verdiği bu armağana
> sevgiyi en güzel şekilde
> göstermemiz bir şükür ve teşekkür değil mi ?
>
> Beyin öyle bir güçtür ki , insan beyin gücünü kullanarak isterse
> kendini felç de edebilir, öldürebilir de, kanserini de yenebilir.
> Yeter ki beynini şartlandırabilsin. Beynimizde yaklaşık 13 milyar
> civarında sinir hücresi vardır. Her bir hücre yaklaşık 7.3 kilo
> voltluk enerji açığa çıkarır. Pratikte mümkün değil ama teorikte
> beyindeki tüm sinir hücrelerinin aynı anda enerjilerini saldığını
> varsayalım, yaklaşık 350 milyon kilo voltluk bir enerji açığa çıkar ki
> bu da büyük bir metropolün tüm elektrik ihtiyacını karşılayacak güce
> sahiptir. Size tıp kitapları! na girmiş bir olayı anlatmak istiyorum,
> Et taşımaya yarayan soğutuculu bir tren, temizlenmek için bir
> istasyonda duruyor. İşçiler vagonları temizlemeye başlıyorlar, işçinin
> biri bir vagonu temizlerken diğer işçi o vagonu boş sanıp kapısını
> dışardan kilitliyor. Biraz sonra tren hareket ediyor, ve bir durak
> sonra et almak üzere bir istasyonda duruyor. Kapalı kalan işçinin
> vagon kapısı açıldığında işçinin donarak öldüğü görülüyor. Fakat bir
> bakıyorlar ki, vagonun ısısı normal ısıda yani dondurucuya
> geçirilmemiş. Ama kapalı kalan işçi bunu bilmediği, donarak öleceğini
> sandığı için beyin aynen donmanın şartlarını hazırlayarak, donmanın
> tüm belirtilerek göstererek vücudunu buna uyduruyor.
>
> Yani beyninizi olumlu şeyle! re kanalize edin .Bazı insanlar vardır,
> hep konuşurken daha yaşasam 1-2 sene daha yaşarım diye konuşup sık sık
> bunu tekrar ederler ve kendilerine adeta bir ölüm zamanı belirlerler.
> Ben bu laftan çok korkarım ,eğer bunu inanarak söylerlerse beyinlerini
> öyle bir şartlarlar ki , öyle bir kurgularlar ki gerçekten dedikleri
> zamanda ölürler. Bu yüzden kaç yaşında olursanız olun hep bir
> hedefiniz ve hayalleriniz olsun ki uzun yaşayabilesiniz. İnsan hayal
> ettiği müddetçe yaşarmış. Ne doğru bir laf değil mi?
> Dün bitti. Dünün tekrarı yok aynı rüyalar gibi.
> Yarın, hiç bilmiyoruz, iyi şeylerde olabilir kötü de .
> Ama şu anımı biliyorum, ayağım kırık bu yazıyı yazıyorum ama eşim
> yanımda çocuklarım sağ ve ben bu yüzden dünyanın en mutlu insanıyım ve
> yarınımı da bilmediğim için bu anımı en iyi, en keyifli ve en pozitif
> şekilde değerlendiririm.
> Bilmediğim bir geleceği düşünerek de bu anımı zehir edemem.
> Siz de böyle yapın ve hayatınızı birbirine karıştırmamak kaydıyla 3'e
> bölün.
> Dün, bugün,yarın diye...
> Biz ani stresleri çok severiz.
> Çünki ani streste vücutta Adrenokortikotrop hormon (ACTH) artar ve
> hafıza, algılama, enerji süper olur.
> Yani bu hormon strese karşı vücudun bir sigortasıdır.
> Ama siz bu stresi kısır döngüye çevirirseniz yani sürekli beyninizde
> kurarsanız,
> hep bunu düşünürseniz, gelen! olumlu şeylerin hepsi geri gider.
> Yani unutkanlıklar, enerji kayıpları, isteksizlikler, migren,
> mide-bağırsak şikayetleri, uykusuzluklar, beyin tümörler, tansiyon
> iniş-çıkışları, vücudun muhtelif yerlerinde uyuşmalar, mutsuzluk,
> hatta depresyon ,kalple ilgili şikayetler ve kansere zemin hazırlamış
> olursunuz.
> Bunları kendinize niye reva göreceksiniz ki ?
> Akıllı, kontrollü ve olumlu olmak yeterli.
> Eğer büyük bir strese girdiyseniz kendinize hobiler bulun, yani
> kafanızı dağıtın.
> Başka işlere kanalize olun ki stres yaratan faktörün etkisi azalsın
> veya sevdiğiniz, sizi mutlu eden şeylerle uğraşın.
> Bunları da yapamıyorsanız dua edin, duaların insanlarda yarattıkları
> mistik etki onların pozitiflenmesini sağlar.
> Ben evde sok! akta bile hep iyilik diler ve hayır için dua ederim


Prof. Yıldız Batırbaygil

5 Şubat 2013 Salı

Kırdığınız hayal, kurduğunuz hayal olmasın sakın

Nasılsın, nasıl gidiyor, haber ver dünyandan.
Duydum ki saydırıyormuşsun arkamdan, bunu yazma sebebim de işte bundan.
Tahmin ediyorum, okurken ki yüz ifadeni, dudağındaki buruk gülümsemeyi, kırgın çehreni. Yoo bırakmak yok öyle, madem başladın okumaya, getireceksin sonunu da…
Hah işte duyar gibiyim sesini; ‘Gerçeği zaten çatır çatır kırılmış, sen hayalsin, sen kırılmasaydın bari’ deyişini…
Tamam, ben de üzgünüm, ama bazen olabiliyor işte. İster miydim ben de kırılmak, seni yüzüstü bırakmak.
Suya düşeceğini bilsem, sana yüzme öğretirdim dediğini mi duydum sanki.
Sahi ne iyi olurdu, suya düşen hayallerin yüzme bilmesi.
Ama sen de suçlusun; Küçük detaylar üzerine büyük hayaller kurmadın mı hep, yüreğinin sesini aklının sesine yeğlemedin mi?
Ödemekten bıkmadın mı hislerini dinlemenin bedelini?
İnanmanın ve vefanın şemsiyesi altında vicdanla karışık sağanak yağmurlardan ibaret sandın hayal kurmayı, oysa ben mi ahmakıslatandım - sen de ıslandın.
‘Oysa ne kadar yanılmışım’ diyen sesin geliyor kulağıma ve de yeniden atmaya başlayan paslı kalbin. Karşında asılı duran tablodaki kocaman dolunay mı kanattı yaralarını yoksa uğradığın haksızlık, bir paket kahve kokusunda mı saklı?
İyi de anladın işte kalbinin ne kadar kocaman olduğunu, karşındakilerin kalplerinin küçüklüğünü görünce.
Napalım bazı kahramanlar Pinokyo kadar şanslı olamıyor, tahtadan insana dönüşemiyor.
Peki, neymiş, uykuya dalarken kurduğun hayallerden, bir sabah vazgeçmekmiş hayal kırıklığı. Beklentilerden beslenen ot obur bir devin gözyaşları…
İlk hayal kırıklığını hatırlıyor musun?
Ben hatırlıyorum; O çok istediğin Barbie bebeğin uzun saçlarını kesip bir süre beklemene rağmen bir daha uzamayacağını anladığında. Belki de hep ondan uzun oldu saçların, ya belinde ya omuzlarında.
Özene bezene yaparak küvette yüzdürdüğün kâğıt gemiler battığında da aynı duyguyu yaşamıştın. Büyüdükçe ruhunu acıtan kâğıt kesiklerinin acısıyla belki de ilk öyle tanıştın.
Zamanla hayal kırıklığı koleksiyonun oldu ama sen birbirine uyan parçalarla yeni hayaller kurabildin.
Belki yere mantığınla basan ayakların olmadı ama daha iyisi kanatların oldu.
Yükseldikçe görebildin, hayallerin büyüdükçe, insanların nasıl küçüldüklerini.
Verdiğin değer kadar döner sana kırılan hayallerin; Kimi çok koyar, kimi sadece gıdıklar.

‘Sen cam mısın, neden kırılasın’ diyorsun. Cam değiliz biz, cam değil hayallerin. Ama cam fanusa sığdırdığınız. O fanus düşüp kırıldığında cam kırıkları da saçılır etrafa. Aslında hep hayal kırıklıklarıdır, tene kan bulaştıran. Kırılan fanusun sesi, ancak yakındakiler tarafından duyulsa da, kırılan hayallerin sesi, kilometrelerce öteden duyulabilir inan bana. Ve kırılan hayallere basılması, cam kırıklarına basılmasından daha çok acıtır canını. Kimse istemez çünkü hayallerinde ayak izi olmasını…

En son bir hayalin vardı; Küçük bir kitapçı dükkânı. Minicik bir mutfağı, içinde keklerin, poğaçaların olacağı. Tamamını getirememiştin bir türlü, bitirememiştin anlatmayı.
Oysa masalarda duran begonvillerden bahsedecektin, bir de mis gibi kahve kokusundan, mısır çarşısından alınmış olandan.
Fıstıklı çikolatalar olacaktı, kitapların yanında ve hep kar yağacaktı.
Ama bitiremedin anlatmayı. Olsun, hata sende değildi;
Kendi hayallerinin bile peşinden gidemeyenler, başkasının hayallerini dinleyebilirler miydi?
Tabi ki hayır.
İnsanın kendisiyle savaşı ne zamandan başlar ki, ya da hangi ateşkes durdurabilir ki bu savaşı. Kırılan hayallerin değil sorun, ya karşındakinin kendisi hayal kırıklığı ise o zaman anlarsın; Kırılan hayalin, kurulan hayalinmiş meğer. Sarsılırsın önce, üşürsün. Ama sen ne hayat kırıklıkları yaşadın, yıkar mı bir hayal kırıklığı.
Alçıya alınamayan bir omurga kırığı gibidir, kendiliğinden iyileşir.
Ama eğri kaynarsa her nefeste batar sana. En çok lapa lapa olanını seversin karın fakat güvendiğin dağlara yağanını değil.

Yaşamaktan daha zor olanı, yaşatan olmaktır hayal kırıklığını.
Vicdanınla baş başa kalmaktır. Söyleyemezsin, üzülemezsin, gülemezsin.
Korkaklığını içinde hisseder, kimselere gösteremezsin. Kalbine batar, yaptığın haksızlıkların acısı, duman eder beynini, vicdanının tamtamları.
Çöreklenir ruhuna en koyu siyah, silemezsin. Bencilliğin sancısını dindiremezsin.
Sıkar boğazını, keser nefesini. Uğraşsan da nafile, ne kadar çabalasan da ölemezsin...

Kırılan hayaller, kurulan hayaller kadar gerçektir, hayatın içindendir.
En büyük hata, güven hırsızlarının faturasını, henüz kurulmamış masum hayallere kesmektir. Hayatta parasız ve zahmetsiz alınabilecek en güzel şey hayallerdir, hayal kurmayı bilmeyenler, sadece yaşar gibi yapan zavallı yüreklerdir.
Belki de en güçlü olduğumuz zaman hayal kurduğumuz andır çünkü hayal kurmak gerçeklerin tahtına göz koymaktır.
O yüzden hayallerin peşinden mutlaka koşulmalıdır.
Çünkü tüm gerçekler gibi, onlar da bir gün yorulacaktır.

Şimdi uzakta bir kadın şarkı söylüyor, içinde denizyıldızı geçiyor.
Şarkı yarıda kesiliyor, ay gökyüzünde kayboluyor.
Malzemeden çaldığını sandığın hayallerin yıkılıyor.
Şimdi eğilme vakti, eğilip hayallerinin enkazlarından çıkarma vakti, her bir hayat sahneni.
Birazdan sabah olacak. Her sabah umuda gebedir.
Bir kozanın kabuğunu çatlatırcasına doğar güneş ve ışıktır seni daim kılan.
Bütün karanlığı toplansa da evrenin, bir mum ışığını söndürmeye mecali yetmez...

Sen kurmaya devam et hayallerini, kirletmeden içini.
Kim bilir belki de insanlar uğratmıyordur seni hayal kırıklığına.
Sen yanlış insanlar üzerine hayal kuruyorsundur, o kadar…

İMZA; Hayallerin
 

24 Temmuz 2012 Salı

MEVLANA


Benim hayatımı yargılamadan önce ...
Benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan, sokaklardan, dağ ve ovalardan geç. Hüznü, acıyı ve neşeyi tat... Benim geçtiğim senelerden geç, benim takıldığım taşlara takıl.
Yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git, benim gittiğim gibi !!!

Ancak ondan sonra, beni yargılayabilirsin !!
Hz.Mevlana

7 Haziran 2012 Perşembe

NE MUTLU DOLU DOLU YAŞAYABİLENE...

Kimseye çok bağlanmamak lazım, vakti gelince herkes gidecek.
Yanındayken kıymet bilmek lazım, bir gün herkes geldiği yere dönecek.
Gereksiz yere kalp kırmamak lazım, ömür dediğin kısa, öyle gelip geçecek.
Kavgayla geçen zamana yazık, o vakitler geri gelmeyecek.
Parayı baş tacı etmemek lazım, onurun paranla ölçülmeyecek.Tutumlulukla cimriliği karıştırmamak lazım, DOSTLARIN yoksa o para kimle yenecek?Malın mülkün derdine, hayatı kaçırmamak lazım!Sahip olduklarını götüremezsin yanında, senden sonra başkaları yiyecek.Hiç ağlamadıysan bir gidenin ardından, gözlerin ıslanmayı nereden bilecek?
En azından bir kere deli gibi aşık olmak lazım, yoksa kalp sevmeyi nasıl öğrenecek?

Güzel anılar biriktirmek lazım, torunların senden ne dinleyecek?
Bol bol resim çektirmek lazım, yoksa o günler nasıl yad edilecek?
İnsan dediğinin acı çekmesi lazım, yoksa düşkünün halini nereden bilecek?
Şöyle okkalı bir tokat patlatmalı hayat suratına; yoksa kim, haddini nasıl bilecek?
Geçirip tırnaklarını yaşama, sımsıkı tutunmak lazım; dertler nasılsa bir gün geçecek.
Önemli olan dik durmayı öğrenmektir çünkü birileri seni itecek.
Mutlaka bir şeye inanmak lazım, kim ruhun boşluğunu doldurabilecek?
İster Tanrı de adına, ister fizik, ister felsefe; en kötü anında seni o inanç ayakta tutabilecek.
Hepsinden önce insan olduğunu unutmamak lazım!
Bu dünya yalnız senin değil, başkalarının da yaşam hakkı var.
Bitkiymiş, hayvanmış, havaymış, denizmiş kucaklamak lazım; gün gelip onlar sana can verecek.
Bir de şu kalp var ya şu kalp, ona sevmeyi öğretmek lazım!
Öğretemezsen eğer, bu evren senin üstüne koca bir çarpı koyup geçecek.!

3 Mayıs 2012 Perşembe

İYİKİ VARSIN, HEP YANIMDA KAL



Yaşam herkese öyle bir yol çizmiştir ki; zamanla insanların yönleri hayattaki renkleri ve görüşleri değişir. Ama gönüllerindeki ses hep aynı melodiyi özler. Bir araya gelince notalar coşkulu şarkıya dönüşür. Gözlerdeki ışık aynı anda yanar söner birbirlerine baktıklarında. Yılların dostluğu güneş ay ve yıldızlar gibi. Kelimelere ihtiyaç duyulmaz konuşmadan da duyar dost.
Dost dediğin hesapsız çıkarsız ne yöne gittiğini bilmeden sana doğru akan sakin ırmaktır aslında. Bir avuç kumdan parmaklarının arasında kalandır dost. Gitmesek de görmesek de o köy benim köyümdür misali; yıllarda geçse de aradan tekrar karşılaştığında bıraktığın yerde sana eşlik etmek için bekleyen yoldaştır dost. Sevgili dostumun da dediği gibi yeri geldiğinde “hadi” dediğinde “nereye” diye sormayandır dost.
Öyle dostluklar vardır ki fırsatlar geçse de eline yaşadığın yeri terk edemezsin aradığını yakalamışken dünyaları bağışlasalar vazgeçmezsin. Mutluluktur hepimizin aradığı. Azıcık aşım huzurlu başım dersin dost yönünden zenginsen eğer.Kimi dost sonbaharda esen ılık bir meltem gibidir sevgisiyle içini ısıtır kimi yağmurlu kış gününde doğan bir güneş gibi başındaki kara bulutları aralar gününü aydınlatır kimi baharda uçan kelebektir .Oradan oraya zıplar durur uyuzluğunu alır seni de neşelendirir canlandırır . Kimi sıcak bir yaz gününde serin berrak bir su gibidir o pozitifliğiyle umut dağıtır yüreğini ferahlatır.
Ne şanslıyım dört mevsim dostlarım var. İyi ki varsınız iyi ki yanımdasınız…
Neyleyim senin sırça köşkünü içinde dost kahkahası yoksa
Neyleyim senin yıllanmış şarabını muhabbetime neşe katmayacaksa
Dostumla içerim acı kahvemi kırk yıl taşınacaksa
Hadi diyorum nereye diye sorma dostumsan
Ne mekandadır suç nede elalemde
Gönül muhabbet ister
Kahvesi meskeni bahane.
DOSTLARIMA SEVGİLERLE…

30 Nisan 2012 Pazartesi

Deniz kızı mı olmak istersiniz yoksa bir balina mı?


Avustralya’da, bir spor salonunun caminda bir reklam; zayif ve bronz tenli
bir kadin, hemen yaninda su yaziyor:
“Bu yaz, denizkizi mi olmak istersiniz, yoksa bir balina mi?
Afisteki mankenin fiziksel ozelliklerinden cok uzak olan orta yasli bir
kadin, spor salonunun reklamina sesli bir cevap veriyor:
Ilgilenenlere duyurulur,
Balinalari arkadaslari asla yalniz birakmazlar, yunuslar, deniz aslanlari,
merakli insanlar..
Aktif bir cinsel yasamlari vardir, hamile kalir, sevimli bebek balinalar
dogururlar.
Denizde yuzer, oynarlar. Polinezya adalarinin mercan kayaliklari gibi
muhtesem yerleri gorme sansina sahiptirler.
Balinalar harika sarki soylerler, CD’leri bile vardir.
Bazi insanlar disinda, onlara zarar vermek isteyecek tek bir varlik yoktur.
Dunyada herkesin sevdigi, korudugu ve hayran kaldigi sahane hayvanlardir.
Denizkizi?
Oncelikle, denizkizi diye birsey yoktur.
Var olsalardi da kimlik karmasasi sebebiyle psikolog kapilarinda sira
olustururlardi. Balik misin? Insan mi?
Cinsel hayatlari yoktur. Yanlarina yaklasan erkekleri olduruyorlar, nasil
olabilir ki? hem, iyice bir bakin, gerekli donanim nerede??
E, sonuc olarak cocuklari da olmaz.
Zaten balik kokan bir kadini kim ister ki?
Sonuc?
Ben balina olmayi tercih ederim.
Medya sadece zayif insanlarin guzel oldugunu savunuyor ama ben
cocuklarimla dondurma yemeyi, beni heyecanlandiran adamla guzel bir aksam
yemeginde sohbet etmeyi, arkadaslarimla cikolata paylasmayi cok seviyorum.
Zamanla kilo aliyoruz; cunku, kafamiza o kadar cok bilgi yukluyoruz ki yer
kalmiyor ve bedenimizin diger bolumlerine yerlesmeye basliyor. Yani, biz
kilolu degiliz, inanilmaz kulturlu, egitimli ve mutluyuz.

Bugunden itibaren, aynaya bakip da kalcami gordugumde, sunu dusunecegim:

''Allah’im ne kadar da akilliyim!”


BUDUR!!!

21 Mart 2012 Çarşamba

EŞEKLİ KÜTÜPHANECİ MUSTAFA AMCA


Yıl 1943 Genç Mustafa'nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi'ne çıkar.  Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok. Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok. Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır:


"Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun." Gelen giden olmaz.  Amirlerine durumu bildirir.

- Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, almıyon mu ?
- Alıyorum.
- Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak ? Başına daha fazla bela alacan, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten.

23 yaşındaki genç memur "Ne yapayım, ne yapayım?" diye düşünür durur.
Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler.
Eşi önce "Deli misin bey?" der, ama kocasının bir şeyler üretme,
işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir.


O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, binbir güçlükle üstesinden gelir.
Çünkü o zaman da şimdiki gibi, "Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin.
Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da" zihniyeti aynen var.

O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, arkalarındaki Atatürk resminden utanmayan,
ama ülkesine gram faydası olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır.
İki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar.
Sandıkların üstüne "Kitap İade Sandığı" yazar. Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar.
Kütüphaneye de bir yazı asar:
"Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz."
 
Köydeki çocuklar şaşırır.
Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir. Düşünün, Noel Baba gibi. Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var.

Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da.

"Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım.  Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak" der.

Mustafa artık Ürgüp'teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel'le köy köy gezmektedir.
Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar.  Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler. Mustafa Amca'nın ünü etrafa yayılır.  Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup iş yapmazken, Mustafa'nın eşeği Yüksel yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.

Zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar.  Mustafa bakar ki kütüphaneye kadınlar hiç gelmiyor. Zenith ve Singer'e mektup yazar:

'Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım' der.  Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi yollar (ilk sponsorluk faaliyeti). Salı günlerini kadınlar günü yapar. Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için sıra oluşur.

Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir, beklerken okusunlar diye.
Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce halkevlerine okuma yazma kursları vermeye gider.
Halıcılık kursları başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır.

Bu arada valilik Mustafa hakkında dava açar, "kendi görev tanımı dışında davranıyor" diye.
50 yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir.

Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir.
2005 yılında Mustafa Amca vefat eder. Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar. Ürgüp'e Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykelini dikerler.

Girişimcilik ne biliyor musun?
 
Bulunduğun yere yenilik katmalısın. Mutlaka adım atmalısın.  Yaptığın iş olduğu yerde durup duruyorsa, sende bir uyuzluk vardır arkadaş. İnsan var, dokunduğu yere değer katar; insan var, dokunduğu yere değer kaybettirir.

Bakın Nevşehir'den ve bu ülkeden nice müdür, amir, vali, bürokrat, milletvekili, politikacı geçti; binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykeli var

6 Mart 2012 Salı

Çalışan kadına bakış

14 ilde yapılan araştırma kadının çalışmasına bakışın değişmeye başladığını ortaya koydu. Evli ve çocuklu kadının çalışmasını destekleyenlerin oranı yüzde 75.6 çıktı.
KAGİDER ve GFK Türkiye’nin 1.313 kişiyle
görüşerek yaptığı araştırmaya göre 'çalışmak-para kazanmak' kadınların yüzde 53.4’ü tarafından kadının temel görevi görülürken, bu oran erkekler arasında yüzde 42.5 çıktı. Evli-çocuklu bir kadının çalışmasını destekleyenlerin oranı yüzde 75.6’ya düşüyor. Bu oran kadın bekârsa yüzde 89.3’e ulaşıyor. Kadınlar arasında "Her koşulda isterse çalışabilir" diyenlerin oranı ise yüzde 38.4 görünüyor.
Türkiye Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) ve GFK Türkiye’nin araştırmasına göre, "çalışmak-para kazanmak" kadınların yüzde 53.4'ü tarafından kadının temel görevi olarak görülürken, bu oran erkekler arasında yüzde 42.5’e düşüyor. AA’nın "Kadınların İşgücüne Katılımı Kamuoyu Araştırması"nın sonuçlarından derlediği bilgilere göre, kadının toplumdaki görevleri arasında “çocuk doğurmak-büyütmek", "ev işleriyle ilgilenmek", "çalışmakpara kazanmak" ve "sivil toplumda gönüllü işler yapmak" öne çıkıyor.
Türkiye’nin kentlerini temsil eden 14 ilde 15 yaş ve üzeri 1.313 kişiyle görüşülerek yapılan araştırmaya göre, kadın-erkek ayrımında bakıldığında "çocuk ve ev işleriyle ilgili konuların" kadınlara oranla erkekler arasında daha fazla kadının temel görevleri arasında sayıldığı tespit ediliyor. Çalışmakpara kazanmak kadınların yüzde 534’ü tarafından kadının temel görevi olarak görülürken erkekler arasında bu oran yüzde 42.5’e geriliyor. Erkeklerin yüzde 58.7’si de "çocuk büyütmeyi" kadının temel görevi olarak görüyor.

ERKEĞE GÖRE KALKINMAYA KATKISI YOKKentsel Türkiye'nin büyük çoğunluğu yüzde 84.8 ile kadınların ülke kalkınmasına katkı verdiğini düşünüyor. Cinsiyet ayrımında bakıldığında "fazlasıyla katkıda bulunduğunu düşünüyorum" diyenlerin oranı kadınlar arasında yüzde 31 ama bu oran erkekler arasında yüzde 18'e düşüyor. Araştırmaya katılanların yüzde 76.4’ü kadınların ülke yönetimine katılması gerektiğini düşünüyor. Katılmaması gerektiğini belirtenlerin oranı ise yüzde 16.4'te kalıyor.

EVLİ KADIN DA ÇALIŞMALI: YÜZDE 75Araştırmaya göre, kadının "bekar"olması, "evli-çocuksuz" olması veya "evli-çocuklu" olması çalışma durumu hakkındaki değerlendirmeleri de etkiliyor. Bekâr bir kadının çalışmasını destekleyenlerin oranı yüzde 89.3 iken evliçocuklu bir kadının çalışmasını destekleyenlerin oranı yüzde 75.6'ya düşüyor. Her üç kişiden biri evli ve çocuklu bir kadının hangi koşulda olursa olsun isterse çalışabilmesi gerektiğini düşünüyor. Benzer bir oran kadının paraya ihtiyacı varsa çalışabileceğini düşünenler için de geçerli. Araştırma sonuçları, kentsel Türkiye’nin yüzde 34.4’ü kadının çocuğuna/çocuklarına aile büyüklerinden biri bakıyorsa çalışabileceğini gösteriyor. Kadınlar arasında "her koşulda isterse çalışabilir" diyenlerin oranı yüzde 38.4 iken bu oranın erkekler arasında yüzde 25.5’e düştüğü görülüyor. Kadının çalışmasını kocasının iznine bağlayanların oranı da yüzde 25.8 ile erkekler arasında çok daha yüksek. Katılımcıların yüzde 41'lik kesimi kadınlar ile erkeklerin başarılı olma durumunun yapılan işe göre değiştiğini belirtiyor.

Haber Türk